January, 2007


28
Jan 07

Önce Ne İstediklerini Bilin, Sonra Ne Söyleyeceğinizi

“Eğer başarının herhangi bir sırrı varsa bu, diğer insanın görüş noktasını anlamanızda ve olayları kendi açınızdan görebildiğiniz kadar iyi onun açısından da görebilme becerinizde yatmaktadır.” Henry Ford

Dinleyenlerde konuşmacının “ikna etme” çabalarından hoşlanmazlar. Genel tavırlarıyla; “Eteğindekileri dök ama ne almamız gerektiğini bize bırak!” derler. Kendinizi onların yerine koyabilirseniz daha kolay anlar ve anlaşılırsınız.

Konuşmak mı Daha Zor, Dinlemek mi?
Bir insan dakikada 150 kelime konuşurken beyin aynı süre içinde en az 3 kat daha fazla anlam üretir. İşte bu eşitsizlik dinlemeyi zorlaştırır. Konuşma sırasında dinliyor görünebilirsiniz, hâlbuki aklınıza gelen onlarca düşünceyi yönetmek, dikkatinizi konuşma sınırlarında tutmak, iç ve dış gürültüleri tolere edip işe yarar sonuçlar çıkarmak çaba ister. Herkes konuşmak istiyor. Bu zamanda iyi dinleyici bulmak çok zor.

Püf Noktası
İlk kez karşılaştığım bir topluluğa onlara ne anlatacağım hakkında bilgileri olup olmadığını soruyorum. Belirlenmiş süre içerisinde hangi soru veya sorularına yanıt bulabilecekleri konusunda tahminde bulunmalarını istiyorum. Bu hem dinleyicileri katılımcı yapıyor, hem de sorularından yola çıkarak onlara hangi seviyede hitap etmem gerektiğini öğrenmiş oluyorum.

Yap/Yapma
Dinlemek konuşmanızın bir parçasıdır. Konuşmacının belli aralarda dinleyiciye soru yöneltmesi, ses tonunu değiştirmesi, ilginç bir hareket yapması, görsel bir malzeme kullanması dinleyicinin kısa sürelerle dağılan dikkatini tekrar toplayabilmesi kolaylaştıracaktır.

Duygusal Filtrelerin Çalışması
Küçük bir grupta çalışıyorsanız ve birileri uzaklar dalıyorsa konuşmalarınızı ona yaklaşarak sürdürün, hatta özel bir eşyasına(kalem kağıt vb.) kısa süre dokunun. Hiçbir şey söylemeden ve mahcup etmeden dikkatini çekebileceğiniz etkili bir yöntemdir bu.

Düşünce Kutusu
Sebebi ne olursa olsun konuştuğunuz topluluktaki bireyleri müşteriniz gibi görmelisiniz. Birilerinin sıkılmasını bir uyarı olarak algılayın. Esneme gibi hızla bulaşabilen bu etkiyi kırıncaya kadar ana mesajlara ara verin.

İyi Konuşmacı, Dinleyicisini Müşteri Gibi GörürTarihte reytingi yükselen bütün liderlerin ortak çıkış noktası “BEN SİZDEN BİRİYİM!” mesajıdır. Halktan kopan liderlerin sonu nihayetinde hüsrandır.

Özellikle tanımadığınız bir topluluğa ilk kez hitap edecekseniz;
> Demografik özellikleri

> İhtiyaç sorunları

> Elinizdeki çözümleri ve bunların onları nereye götüreceği vb, bilgileri biraz istihbarat toplayarak elde edebilirseniz doğrum yoldasınız demektir.

Püf Noktası
Hazırlığımız boyunca, kendimizi dinleyicilerin yerine koymaya çalışmalıyız. “Ne söylemek istiyorum?” diye değil, “Ne duymalarını ve neye inanmalarını istiyorum?” diye kendi kendimize sormalıyız.

Kaynak: Adil Maviş’in Söz Söyleme Ve İnsanları Etkileme Sanatı Kitabı


28
Jan 07

Aloo! Kimi Aramıştınız?

Firmanızı arayanlarla ilk kim, nasıl konuşuyor? Şirketinizin imajını sarsacak diyaloglar yaşanmadığından emin misiniz?

Firmanızı arayan birinin görevi/konumu ne olursa olsun telefonda ilk konuştuğu insanın tutumu, firmanız açısından çok önemli bir ilk izlenimdir. Her şey bir yana, bir gün karşı tarafı arayan siz olabilirsiniz! Unutmayın! ‘Her iki tarafın da kaybetmesi’ olarak tanımlayabileceğimiz bu tarz durumlara düşmemek için, çalışanlarınızın aşağıdaki pratik kuralları uygulaması yeterlidir.

Kendinizi Tanıtın: Telefonu açtığınızda kiminle görüşeceğinizi söylemeden önce kendinizi tanıtın. Adınızı, soyadınızı ve firmanızın adını söylemeyi unutmayın.

Firmanızın imajını doğru yansıtan bir şekilde cevap verin: Telefonu açan kişi sanki evde temizlik yapıyormuş da işi bölünmüş gibi bir ifadeyle telefonun ahizesini kaldırır ve ‘Aloo’ der. İşte o an ne olur biliyor musunuz? Firmanın tüm karizması yok olur. Continue reading →


28
Jan 07

Konuşmada Vurgulamadan Nasıl Yararlanırsınız?

Ardarda 2-3 gün boyunca aynı gruba verdiğim seminerlerde dikkati yitirmemek ve kavramayı kolaylaştırmak için kullandığım yöntemlerin başında vurgulama gelir. Çoğunlukla cümlelerimi, bir sonraki cümleyi hazırlayabilecek biçimde vurgulayarak, söylediğim sözün nereye gitmekte olduğunun sinyallerini veririm ki, dinleyen izlemekte zorlanmasın ve ilgisi sürsün. Eğer konuşan kişi düşüncesiyle etkin olmayı istiyorsa, yorumu karşıdakine bırakmayacak, onu kendi doğrultusunda yönlendirecek tedbirleri alacaktır. İşte bunu gerçekleştirmek için başvuracağı yöntemlerden biri vurgulamadır. Çünkü vurgulama, söylenenler arasından düşünceyi belirleyecek bazı sözcükleri ya da sözcük kümelerini, duraklamalar yaparak ve ses tonuyla destekleyerek diğerlerinden ayırma ve onları güçlendirerek düşünce akışına istenilen yönü kazandırma yöntemidir. Continue reading →


24
Jan 07

Hayalperestlerle Beraberdim…

hayalperest.jpg 

 

 

Haftanın birinci iş günü olmasına rağmen, 300’den fazla katılımcının bulunduğu, HayalEt,HissEt,UmutEt,LiderlikEt. “Düş + Zaman = Gerçek” adlı konferanstaydım. Konuşmacıların öneminden mi, konunun çekiciliğinden mi, organizatörlerin gayretlerinden mi yoksa bütününden midir bilinmez böylesine nitelikli ve umulandan fazla sayıda bir katılım gerçekleşti. Belki de düş + zaman = gerçek, Sinan Ergin ve arkadaşlarının düşüyle başlayıp 3 aylık bir zaman sonunda gerçek olmuştu.

Geçen hafta yayınlamayı düşündüğüm pazarlama stratejisi yerine bu seferlik gündemi bu konferansa ayırıyorum. Tanrılar Okulu ve Berlusconi Konserde kitaplarının yazarı Stephano D’Anna, reklam duayeni Alinur Velidedeoğlu, Galatasaray Üniversitesi Executive-MBA öğretim görevlisi Ahmet Durul, Koton yönetim kurulu başkanı Yılmaz Yılmaz, Funika yönetim kurulu başkanı Nuri Sözkesen ve açılış konuşmasını yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı’nın katıldıkları konferansta çok yoğun fikirler üretildi, paylaşımlar yapıldı.

İnanın umduğumdan daha öğretici ve keyifli bir konferans oldu. Özellikle usta bloggerlarımızdan Arda Kutsal ve Murat Buyurgan’la karşılaşmam beni daha da mutlu etti. Uğur Yayınları genel müdür yardımcısı Hande Aydın Hanım’la beraber dinlediğimiz seminerde ön plana çıkan noktaları ve dikkat çeken cümleleri sizinle paylaşmak istedim.

Oğuz Satıcı:

  • Değişimi gerçekleştirmek için geleceği tasarlamak gerekir.
  • Türkiye’nin sorunu ekonomik ya da sosyal değil, kültürel ve psikolojik.
  • İnovasyon sadece bir ceket, pantolon, araba, telefonda değil; bakış açısı, düşünce sistemi, prensiplerde olmalı. Bunların içine ruh ve felsefe koymalıyız.
  • Markanın sadece adı değil; ruhu olmalı, felsefesi olmalı.

Ahmet Durul:

“Yaşamak, başarmak ve mutlu olmak üzerine bir yol haritası” adlı sunumunu gerçekleştirdi.

  • Hayata dair her şeyi biliyoruz. Hayatı bilmiyoruz. Hayat nedir?
  • Mutluluğu yanlış yerde arıyoruz. Mutluluğu olan yerde değil olmasını istediğimiz yerde arıyoruz. Örneğin evlilikte, arabada, işte, vb. gerçekte ise mutluluk içimizde kendimizde.
  • Biz nasılsak dünya da öyle. Ne iyi ne kötü. Dünya sen böyle olduğundan bu durumda.
  • Zirveye çıkan dağcıyı anlatan romanın zirveye ulaşma kısmı son sayfadadır. Bütün o 360 sayfa hazırlık ve çalışmayla geçiyor. Bütün olay zirveye çıkan yolda geçiyor.
  • Bir zaman bozuk bir saat tamirciye geliyor. Tamirci saati tamir etmeye başladığında saat dile geliyor ve saatçiye yalvarıyor “lütfen beni tamir etme!”, “neden” diyor tamirci. “Bir saatte 60 tık, bir günde 1440 tık, bir haftada 10080 tık, bir ayda 302400 tık bir yılda….” “dur” diyor saatçi. “Senin yapman gereken sadece bir tık sadece şu an bir tık.”

Alinur Velidedeoğlu:

“Doğru Hayal Kurmak” adlı sunumunu yapan Velidedeoğlu ayağı yere basan kişi olmak için doğru hayal kurmuş ve hep hayallerinin peşinden koşmuş.

  • Hayal kurarken çok büyük düşünmek lazım.
  • Jim Carey henüz ailesi geçimlerini sağlamak için topyekun bir fabrikanın temizliğini yaparken kendisine 15 yıl sonrası için 5milyon dolarlık çek yazmış.
  • Hayallerinizi gerçekleştirmek için fırsatlar yaratmalı ve peşlerinden gitmelisiniz.
  • Armut piş ağzıma düş diyoruz. Bunun için armut ağaçlarının altında gezmeliyiz. Yanlış ağaçların altında yürümemeliyiz.

Bir hayali olduğundan bahsediyor Velidedeoğlu, yıllarca öncesinde seyrettiği ve müthiş etkilendiği daha sonra matematik hesabını yaparak Türkiye’ye 55milyar dolar kaybettiren bir film var. Midnight Express namı Türki ile Geceyarısı Ekspresi. Hayalini kurduğu şey ise bu zarara yol açan filmi çürütmek. Yıllar sonra katıldığı Cannes Festivalinde bayağı iyi Türkçe konuşan birisine rastlıyor ve “Kız arkadaşınız çok güzel herhalde” diyor (öyle güzel ki size kendi dilini öğretmiş manasında). “Hayır” diyor adam “Türkiye’de yaşadığım beş senede öğrendim”. “İmralı’da hapis yattım ismim Bill Hayes”. Derken sohbet ilerliyor ve tabi ki filme geliyor, bu noktada filmin gerçekleri yansıtmadığından Türkiye’de hapiste yaşadıklarının filmle alakası olmadığından bahsedince Velidedeoğlu kendine söylediklerini onunla röportaj yaparsa tekrarlayıp tekrarlamayacağını sorup “evet” yanıtını alınca çok seviniyor. Neyse bayağı uzun bir hikaye devamında CNN ve BBC’ye yolluyor röportajı ama yayınlamıyorlar vs. ama asıl önemli olan şu; Velidedeoğlu o röportajı geçenlerde youtube’da yayınladı. Ülkemize olan tahribatını azaltmak için ne kadar seyredilse o kadar gündeme geleceğinden sizlerden de ricam bu linkten oraya gitmeniz ve izlemeniz.


[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=TweU77cDrgE]

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=NqPMI6BnINI]
Şimdilik bu kadar…

Konferansın diğer yarısının özetini ise daha sonra yayınlayacağım. Continue reading →


17
Jan 07

Neden pazarlama? (yorum-analiz)

 cocukokul1.jpg                            

Çok değil 10 – 15 sene öncesine kadar, pazarlamacı dendiği zaman tencere-tava satıcısı yada işi kılıfına uydurarak size istemediğiniz bir ürünü ısrarla sunan bir kişi akla gelirdi. Ne oldu da şimdilerde pazarlamaya, pazarlamacıya ilgi bu kadar arttı?  

İnsan kaynakları diyor ki: pazarlama yöneticisi, uzmanı en çok aranan, en zor bulunan pozisyonlar! Personel idaresi ve muhasebe biliyor ki; pazarlamacılar en iyi geliri elde eden personel. Herkes, her firma uzman pazarlamacılar yada yetkin “outsourcing”ler peşinde ki kendilerine pazarlama stratejileri geliştirsinler. 

Bunları düşünürken ve çeşitli ortamlarda, toplantılarda bu düşünceyi tartışırken sorunun cevabını buldum! Amerika’yı yeniden keşfettiğim söylenemez ama en azından benim gibi bu durumun sebeplerini merak eden yada ne var bu pazarlamada ki bu kadar insan-firma onun peşinde, önemli yatırımlar yapmaya istekli diye düşünenlerin yüreğine su serpilsin.

Evet, pazarlama çok önemli, pazarlamacı çok daha önemli. Artık yaşadığımız dünyada (markette): 

1) Fiyatlar aynı,

2) Ürünler aynı,

3) Kalite aynı; 

Peki nasıl seçim yapacağız bizi ne yönlendirecek? Ürünümüzü nasıl alınası kılacağız? Bizi neden seçecekler?

Ta ta ta taa işte soruların cevabı: “PAZARLAMA”. 

pazarlamaci.jpg

Farklılık yaratmak, akılda kalmak, istenmek-ihtiyaç duyulmak olgusunu oluşturmak; pazarlamadan, pazarlamacıdan geçiyor. Bunun için iyi gözlem-analiz yapan, insan ilişkilerini çok iyi bilen, ilişkiler pazarlamasına yönelik müşteri odaklı çalışan, kendine güvenen ve güvendiren pazarlamacılar, firmanın piyasadaki konumuna şekil veriyorlar.

Pazarlama stratejisti; müşteri temsilcisi, pazarlama uzmanı ve satış uzmanı ayrımını iyi yapmalı. Continue reading →

  • Sayfalar

  • Linkedin

  • Mini anket

    Sizce İstanbul'un yeni Alışveriş Merkezlerine ihtiyacı var mı?

    Anket Sonuçları

    Loading ... Loading ...
  • Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes