Sakin, hatta tekdüze sürmekte olan bir toplantıda yüksek bir sesle ve canlı bir ifadeyle söze giren konuşmacı hemen dikkatleri üzerinde toplar. Eğer sözcüklerini doğru seçer, itici olmayan ifadelerini doğru beden diliyle desteklerse, düşüncesi çok etkileyici olmasa bile, içinde bulunduğu ortamda sivrilir ve duruma egemen konuma gelebilir. Belirleyici nokta, bu amaç doğrultusunda sesin yüksekliğini, bilinçle ve değişimli olarak kullanabilmektedir. Gerekmediği halde yüksek sesle konuşan kişiler saldırgan, gergin ve tehdit edici izlenimler bırakırken, zor duyulabilecek denli alçak ses kullanma alışkanlığında olan kişiler de fazla çekingen, güvensiz, hatta silik kişilikleri çağrıştırırlar. Bunlar, içinde bulundukları ortamdan rahatsız olan, belki de korktuğu için kendini fazla öne çıkarmak istemeyen, atılım yapacak cesaretten yoksun kişiler olarak değerlendirilebilirler. Bazıları da herkesin bağıra çağıra konuştuğu bir yerde, diğerlerinden farklı olarak sakin ve alçak sesle konuşmaya başlar. İşte bu kez de, ortamın genel havasına aykırı olan bu tutum dikkat çeker ve hem ‘ gürültü’ yatışır, hem de çevredekilerin söylenenleri dinlemesi sağlanabilir.
Bazı durumlardaysa, alçak sesle sözcüklerin üstüne basa basa konuşmak, karşıdakini ezmek, ona sınırlarını bildirmek amacıyla kullanılır. Özellikle yönetici konumundaki kişilerin astlarını uyarmak için başvurdukları bu yöntem, fırtına öncesinde ki sessizliğe benzer, karşıdakine otoriterin kimde olduğunu hatırlatır. Hatta böylesi bir konuşma tarzı, bağırıp çağırarak yapılan bir uyarıdan çok daha etkileyici olur. Vurgulamak isterim ki, hem alçak hem de yüksek ses tonları yeri geldiğinde, dinleyenlere ve içeriğe göre bilinçli kullanılmalı, dizginlenemeyen duyguların dışavurumu olmamalıdır. Çünkü bilinçli kullanım etkileyiciliği artırır ve ustalık olarak değerlendirilir; bunu tersiyse kendine egemen olamama biçiminde yorumlanır ve zayıflık olarak nitelendirilir.
Kaynak: Sesler, Sözler, Etkiler, Müjgan Özçay, Günışığı Araştırma Kitaplığı

