March, 2008


16
Mar 08

Notalardan Doğan Marka Kimliği

Bir bilmecem var çocuklar”, “Müjde, müjde size”, “Mintax’la canım Mintax’la”, “Ho ho ho Hover… Süpürür döver”, “Yöne­ticimiz uyuyor mu? .. ” 80’lerin, hatta 70’le­rin reklam sloganları bugün bile, o reklam­larla büyümüş birçok insan için hala mu­habbet konusudur. Hafızalardan silinme­yen bu sloganların akılda kalmasının tek nedeni kuşkusuz sloganın kafiyesi ve cıngı­lı… Yukarıda saydığımız reklamların film akışını hatırlayan nadirdir ama müzik ve sloganlar hiç unutulmaz. Sloganı hatırla­tan da asıl olarak müziktir, ya da daha doğ­ru tabirle cıngıl.

Bugün akıllarda yer eden sloganlara uyumlu cıngıl yaratma işine, pazarlamada ’markaya müzikal kimlik’ kazandırma adı veriliyor. Bu cilalı tanımlama, cıngıl hazırlamanın bir iş kolu haline gelmesini de beraberinde getiri­yor. Tanımlama doğru elbette. Zaten pazar­lama uzmanları da 30-40 saniyelik bir müzi­ğin markayı hatırlatma, bilinirliği artırma tüketicinin yayınlanan mecraya bakmasını sağlama, ürünü akla getirme gibi pek çok et­kisi bulunduğuna işaret ediyor. Continue reading →


16
Mar 08

Pazarlık Yaparken Nelere Dikkat Etmelisiniz?

İlk teklifiniz gerçekçi olsun: İşin başında ’pazarlık alanı’ belirleyin ve anlaşma çizginizi 3 farklı düzeyde tespit edin. İdeal çizgi görüşmede amaçlanan en avantajlı sonucu temsil eder. Gerçekçi çizgi ise masaya oturduğunuzda hedeflediğiniz anlaşma düzeyidir. Anlaşmada alt sınır ise, son teklif çizgisidir. İdeal ve gerçekçi çizginiz, razı olabileceğiniz son teklifin üzerindeyse, tatsız sonuçlar ortaya çıkabilir;

> Karşı taraf teklifinizi ciddiye almaz.
> Onlar da maksimum çizgilerini dayatınca, gövde gösterileri başlar ve görüşme kilitlenir.
> Anlaşma sağlansa bile ilk teklifinize göre geri adım attığınız için başarısız gibi görünür.

Görüşmelere iyi hazırlanın:
İyi bir hazırlık döneminin şu aşamaları içermesi gerekir;
> Karşı tarafa sunulacak öneriyi şirketinizin yöneticilerine ayrıntılı olarak anlatın.
> Karşı tarafın konumunu ve içinde bulunduğu psikolojik ortamı çözümlemeye çalışın.
> Pazarlığa başlarken hangi ödünleri, hangi aşamada deklare edeceğinizi iyi belirleyin.

Continue reading →


15
Mar 08

Aşkı Markada Bulanlar

“Marketing Pilgrim” isimli blog’un yazarı Andy Beal, yaklaşık 2006 yılından önce blog’undan ’Sevgili Google başımı ağrıtıyorsun’ başlıklı açık bir mektup yayımlar. Beal yazısında, Google servisi AdWords’de yapılan değişiklikleri takip etmekte zorlandığını, bu yüzden de sü­rekli başının ağrıdığını anlatır. Ayrıca Beal, Google’dan baş ağrısı için de ağrı kesici göndermesini ister. Birkaç hafta sonra Beal, Go­ogle’dan Adam Lasnik imzalı “Sevgili AI, umarım bu AdWords değişikliklerini takip et­mende sana yardımcı olur” başlıklı bir not ve beraberinde ağrı kesici olan bir mektup alır. Tabii bu arada 50 binden fazla kişi Beal’in blogu sayesinde durumdan haberdar olur. Bu olayı okuyan pek çok blogger “Muhte­şem bir PR hareketi,” ya da “Google çok zeki, bunu yapabilecek başka bir şirket ta­nımıyorum” gibi yorumlarla Google’a methiyeler düzer. Kimileri de inanmaz ama bu olay binlerce dolarlık bir reklam­dan çok daha etkili olur.

Google’ın böyle bir reklama ihtiyacı olup ol­madığı tartışılır, fakat burada ilginç olan Google gibi bir internet devinin ufak bir blogda yer alan serzenişe yanıt vermesi. Bu örnek bazı şirketlerin geleneksel pazarlamanın sı­nırlarını çoktan aştığını gösteriyor. Clabii bu ’örnek Google Türkiye ofisi için geçerli değil. Onlar kendileri adına konuşan, yeni müşteri­ler kazandıran ürün ve hizmetlerini geliştirmek için çaba harcayan, kimi zaman da eleş­tiren müşterilerine diğer pazarlama araçla­rından daha fazla önem veriyor.

Satın Almakla Kalmaz, Ona İnanır

Continue reading →


11
Mar 08

Vitrininizin Camına Hiçbir Şey Yapıştırmayın

Eğer bir mağazanız, restoranınız veya fitness merkeziniz olsay­dı ve müşterilerinizi büyük, temiz, parlak camlarla karşılamak ile duvar yazılarıyla, havalardan ötürü yıpranmış posterle ve levhalarla kaplı kalın bir tuğla duvarla karşılamak arasında bir tercih hakkınız olsaydı… hangisini seçerdiniz? Eğer tam sayfa ilan verebilecek olsaydınız, işinizin, ürünlerinizin, markanızın mı reklamını yapardınız yoksa şirketinizin parasını, mahallenizdeki lisenin bağış etkinliklerini ya da on farklı kredi kartı şirke­tini duyurmak için mi kullanırdınız? Bu aslında retorik bir soru olmalıydı ama milyonlarca işletme, vitrinlerini, ilanlarını, kam­yonlarını, kataloglarını ve kartvizitlerini, müşterilerle iletişimini bulandıran gereksiz sözlerle kalabalıklaştırıyor.

Vitrinler, vitrinlere bakan müşteriler içindir. Kapınızdan içe­ri girmek, satıştan önce gelen ilk müşteri eylemidir. Mağazanı­zın ve vitrininizin güzelliğini neden kredi kartı yapıştırmalarıyla ve mahalledeki etkinliklerin ilanlarıyla bozuyorsunuz? Müşteri­ler mağazanızda zaten bütün kredi kartlarının geçerli olmasını bekler. Kapılarınızı bir kredi kartı kolajına dönüştürmek gerek­sizdir, anlamsızdır. Vitrininiz ilan tahtası değildir. Vitrininiz, ürünlerinizi sergileme, müşterilerin beğenisini kazanma ve ilgi­sini çekme yeridir. Eğer Lions Kulübü’nün düzenlediği gözlemeli kahvaltının ilanlarını sergileme ihtiyacı hissediyorsanız, bu ilanları mağazanızın arka bölümündeki ilan tahtasına asın. ilgili müşteriler, ilanları görmek için sizin ürünlerinizin yanından yü­rümek zorunda kalırlar. New York’taki Beşinci Cadde’nin usta tüccarlarından ders alın. Onların tatiller için hazırladıkları vitrin düzenlemeleri, herkesin mağazalarına gitmek istemesine yol açar, iyi bir reklam olur ve alışveriş deneyimini güzelleştirir.
Continue reading →

  • Sayfalar

  • Linkedin

  • Mini anket

    Sizce İstanbul'un yeni Alışveriş Merkezlerine ihtiyacı var mı?

    Anket Sonuçları

    Loading ... Loading ...
  • Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes