
Bizler, temsil ettiğimiz kurumun haberlerinin çeşitli yayın organlarında yayınlanması ile yükümlüyüz. Üzerimizde büyük bir baskı var. Neden? Çünkü temsil ettiğimiz kurum en iyi gazetelerde, belli kanalların ana haberlerinde yer almak istiyor. Aşağısı kurtarmıyor. Müşteri bunun için bir bedel ödüyor ve bu konuda “başarı” bekliyor.
- Ufuk Bey, bunu derhal haber yapalım!.
- Affedersiniz neyi haber yapalım?
- İşte bunu!
- Ama bu haber değil ki, haber olması için “şöyle şöyle” olması, ve bu konunun “şu” yoldan sunulması gerekirdi. Öyle yapmamışsınız. Keşke olay gerçekleşmeden önce bize bir danışsaydınız!…
Bu diyalogu kim bilir kaç kez yaşadınız?
Halbuki medya ilişkilerini yürüten bizler, gazetecilerin haber kaynağıyız…
Bir firma talep etti diye değil, gerçekten haber değeri varsa o haber ulusal basında yer alabiliyor. Üstelik medya dünyasında bir sürü faktör var! Mesela bir gazeteye giren haberler yeni gelişmelerin ışığında, günde üç dört kez değişikliğe uğrayabiliyor. Haberler çıkarılabiliyor ya da yerine yeni haberler eklenebiliyor. Dolayısıyla sizin için çok önemli olan haber, medya ilişkileri uzmanı olarak her şeyi doğru yapmış olsanız bile, son dakikada yayından çıkartılıp çöpe atılabiliyor.
Aslında şuna benzer sızlanmaları da müşteri tarafında sık sık duyabilirsiniz. “Beş yıldızlı otelde basın toplantısı düzenledik ve bir sürü basın mensubu geldi ama bazıları haberi yayımlamadı” ya da “Yurt dışına gezi düzenledik, organizasyon mükemmel geçti ama gazetede tek satır bile çıkmadı, gerekçe olarak basın mensubu son dakikada –reklam- girmesini gösterdi.”
Habercilere kulak kabartsanız onlar da şunu söyler: “Basın toplantısı düzenlemişler ama ortada haber olacak bir şey yoktu ki!”
Onları yurt dışında ve beş yıldızlı otellerde ağırlamanız bile haber olmayan bir bilgiyi -çoğu zaman- haber yapmaya yetmez.
Continue reading →



