Her zaman duyma olasılığınız vardır “Abi süper bir fikrim var!”, “Bu proje bir ilk!”, “… tutuyorsa bu çok daha güzel, benim fikrim daha iyi tutar” vs. vs.. Düşünmekle yapmak arasındaki uçurumu yaşayıp bilmeyenler her zaman muhteşem fikirlerinin nasıl heba olduğunu hatta başkalarının onun fikrini nasıl taklit(!) edip (bu bazen çalıp bazen kopyalayıp şeklinde de ifade edilir) başarıya ulaştıklarını anlatırlar.
Yemekteyiz benim projemdi, Google’dan önce arkadaşlarla biz aynı arama sitesini yapmıştık, Akbil’in benzerini eniştemler yurt dışından getirmişlerdi gibi nice şehir efsanesine muhakkak sohbet arasında şahit olmuşuzdur. Nasıl Acun’un programları tutuyor, nasıl oluyor da yüzlerce – binlerce kafe varken Starbucks aralarından ayrılıyor, neden Google tüm dünyada yerel – uluslar arası rakipleri varken başarılı oluyor?
Fikrin orijinalliğinden mi?
Belki.
Peki fikri ilk onlar mı bulmuştu?
Hayır!
Başlarda bahsi geçen “düşünmekle yapmak arasındaki uçurum”u dolduranlar başarılı oluyor. Peki nasıl doldurulacak bu uçurum?
1) Azim, gayret, himmet, çalışmak..
2) İstişare, fikir teatisi, görüş alışverişi, know-how’a ulaşmak
3) Doğru partner
Farkettiyseniz 3 madde arasında finansal hiç bir öğe yok. Yani bu işler parayla olmaz, sizin paranız bu uçurumda geçmez kısaca
Peki fikrin hiç mi önemi yok?
Bunun cevabını gelecek yazımda örneklerle vermeye çalışacağım…

Çoğu kaynaktan öğrendiğim kadarıyla %90 a %10 gibi bir oran belirleniyor. Asıl önemli olan fikri eyleme dökmek ve kar getiren bir iş planı oluşturabilmek.