Aşk-ı Memnu ve Bihter’in Çizmeleri

ayakkabici foto Aşk ı Memnu ve Bihterin Çizmeleri

Bir mağaza hayal edin içeride iğne atsanız yere düşmek için yol arıyor.
Bir mağaza hayal edin günün hemen her saati aynı doluluğu yakalıyor. Fakat aynı mağaza sattığı hiçbir ürünün garantisini vermiyor. Sattığım malı hiçbir koşulda geri almam diyor ama yine de çok istiyorsanız satın alabilirsiniz diyor…
Aslında bu mağaza bana göre Üniversitelerde tez konusu olacak kadar mantık dışı değil mi?
Rastlantı sonucu Kadıköy’de rastladığım bir ayakkabı mağazasından bahsetmek istiyorum bu yazımda. Şaşkınlıktan dilimi yutacağım seviyede bir kalabalık mağazanın içini doldurmuş deliler gibi ayakkabı deniyor ve hemen hemen benzer bir kalabalık da kasanın önünde para vermek için bekliyordu!. Kasanın üzerinde ise kocaman harflerle şu kelimeler yazıyordu.

“AYAKKABILARIMIZ, KAR SUYU, YAĞMUR SUYU GEÇİRİR. HİÇ BİR GARANTİSİ YOKTUR! SATILAN MAL HİÇ BİR KOŞULDA GERİ ALINMAZ VE TAMİR EDİLMEZ…”
Lütfen bir kez daha okuyun ne olur!… Ben açıkcası inanamadım. Bu nasıl bir pazarlama? Acaba pazarlamada yeni bir trend mi? Belki de müşterileri özel bir kulübün üyeleri mi, hani Okan Bayülgen tarafından her gece telefonda aşağılanan, küçük görülen aşağılanan seyircilerin ısrarla programını izlemeye devam etmeleri gibi yeni bir sistem mi geliştirilmiş acaba diye düşündüm.

Aslında, genel anlamda ‘ayakkabıcılık’ ya da ‘kunduracılık’ olarak tabir edilen meslekle uğraşanlar, günümüzde gözle görülür bir şekilde güç durumda.

Zaman içinde, teknolojik olanaklar dahilinde günümüze dek ayakkabı üreten esnaf, artık ekonomik nedenlerden dolayı ‘kalitesiz ayakkabı’ üretimine varan bir değişim geçirdi. Bu çok korkunç bir gelişme…

Hala ayakkabı üretiminin her aşamasını gerçekleştiren ayakkabıcılar, özellikle ekonomik nedenlerden dolayı çeşitli arayışlar içerisine girmiş durumdalar.

Ayakkabı üretimi, derinin ya da meşin adı verilen taklit derinin tabanıyla, aynasıyla, yüzüyle, astarıyla ayakkabıya dönüştüğü bir süreci kapsıyor.

Ayakkabının yüzünü diken “sayacı”, el dikişlerini atan “saraç”, ayakkabıya son halini veren, deriyi ya da meşini kalıba çeken “kunduracı” bu sürecin birer parçası olarak benzer sıkıntıları yaşıyor.

Son yıllara kadar Rusya’ya, Romanya’ya, Bulgaristan’a ve Arap ülkelerine ayakkabı ihraç eden Türkiye, artık üretimini satamadığı için, ucuz işçilikle ürettiği ucuz ayakkabıları ancak iç piyasada eritmeye çalışıyor.

Çin’den ithal edilen ucuz ayakkabılarla pazarları daha da daralan ayakkabıcılar, çareyi Çin malı taklit derilerle ayakkabı üretmekte bulmuşlar.

İşte bu bahsettiğim mağazanın sırrı tüm detaylarda gizli, ancak bilerek ya da bilmeyerek inanılmaz bir pazarlama taktiği keşfetmişler. Aklınıza gelecek, en kaliteli ayakkabıların birebir taklitleri, Çin malı ucuz deri ve kalın kartonlarla imal edilerek üç beş liraya satılıyor. Yazımın başında söylediğim gibi üniversitede tez konusu olacak bir yapı var bu mağazada ama galiba pazarlama değil, daha çok sosyolojik araştırmanın bir parçası olmalı. Hangi toplumsal buhran insanları kartondan yapılan en ucuz ayakkabıları kapışmaya iter ki? Televizyonda gördükleri “Dolce Vita” hayat tarzı yaşamlara duyulan özlem mi bu yaşananşlar? Aaa Aşk-ı Memnu da Bihter’in ayağına giydiği İtalyan Çizmenin aynısı… Hem de 15 Lira mı? Her ne ise bilmiyorum! Aslında biliyorum da söylemek istemiyorum. Tek bildiğim asla ucuz mal alacak kadar zengin olmadığımdır…

Tags: , , ,

5 comments

  1. Galiba bu tez konusu olmaya namzet durumun iki akla yakın açıklaması var;Birincisi maalesef şu an halihazırda var olan geçim sıkıntısı(ki bunun yine maalesef ki gelen günlerde daha da can sıkacağı ortada),ikincisi ise yalan söylemekten,yalan duymaktan bıkmış insan psikolojisi..Kötü de olsa dosdoğru hatta gözüne sokarak baştan gerçeği söylemek!Alışverişi yapanın tek dayanağı da en azından kandırılmadığını bilmesi,tercihini ve doğuracağı sonucu bilerek hür iradesini kullanması..E ne denir?!!..kendi düşen ağlamaz:)

  2. Mağazanın kalabalık oluşu, malların kapış kapış gitmesi de müşterinin satın alma kararında etkili bir faktör diye düşünüyorum. İnsanın aklında çizme alma fikri yokken, sokakta öylesine gezerken bile mağazadaki hareketliliği görmek insanın kendini bir anda mağazada ayakkabı denerken bulmasına yol açabilir. Fiyatlar da son derece düşük olunca kalitelisini almaya maddi gücü yetmeyenler bu ucuz mallara yönelebilirler. En azından hevesleri geçer biraz olsun kendilerini tatmin edebilirler.

  3. nerde tam olarak bu mağaza

  4. to the floor

    sanırım hangi ayakkabıcı olduğunu biliyorum)))ordan ben de 2 çift ayakkabı aldım.Kalitesiz.Ama çok uygun fiyata.Kendim Hotiç,İnci vs ayakkabıları kullanırım.Ama onlar da 100 liranın üstünde.Sezon ortasında bir değişiklik istedin mi,gidip o pahalı ayakkabılardan alamıyorsun.Maksad o anlık hevesini gidermek. Mesela,son moda uzun çizmeler,3-4 defa kullanacağım bir ayakkabıya servet ödemeye değmez.Ya da UGG’lara bakın.Seneye kesin giymeyeceğim bir şey,moda hemen eskitir onları,ben de giymek istemem artık.25 liraya aldım ve kış boyunca sadece 1 kez giydim. Bence ucuzunu almakla doğru yapmışım:)))

  5. http://www.ufukisman.com ‘da Bihter’in Kolye’si de konu oldu:)
    Yorumlarınız için teşekkürler.

Leave a comment

  • Sayfalar

  • Linkedin

  • Mini anket

    Sizce İstanbul'un yeni Alışveriş Merkezlerine ihtiyacı var mı?

    Anket Sonuçları

    Loading ... Loading ...
  • Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes