
Halka İlişkileri, “ister ölçtürün ister ölçtürmeyin” etkisini gözle görmek mümkündür. İnsanlar memnun olmadıkları bir yere gitmezler, vakit geçirmezler ve bir kez daha ziyaret etmezler. En önemlisi “mouth to mounth” iletişimi gerçekleştirmezler kimselere ne bir mekanı ne bir ürünü önermezler
Aslında müşterilerimiz bize her şeyi anlatır. Yapılan bu çalışmalarla kaç kişiye ulaşıldığı, bu kişilerin verilen mesajı doğru algılayıp algılamadığı, bu algının bakış açılarında veya davranışlarda bir değişiklik yaratıp yaratmadığı sonuçlarına ulaşmak için gözlemlemek bile yeterli olabilir.
Özellikle üst düzey yöneticilerin, halkla ilişkiler faaliyetlerine yaptıkları yatırımın bilincine varmaları ve bu konuda yapılan harcamaların, “ateş yakıp dumanını seyretmek” olmadığını görmeleri gerekiyor.
Ülkemizde, bir halkla ilişkiler çalışmasının başarısı genellikle mesajın yayılımı ve medya görünürlüğünü ölçmek için kullanılan aşama ile değerlendiriliyor. Aslında bu böylesine beşeri ilşkilere dayanan bir mesleğin, matematiksel formüllere oturtulma isteğinden kaynaklanıyor ve bana göre kesinlikle yanlış…
Bir Halkla İlişkiler etkinliğinin değerlendirilmesi konusunda, kaç adet basın bülteni yollandığını dikkate alan “üretim ölçülmesi”, kaç kişinin mesaja maruz kaldığına önem veren “medya tesiri”, Internet sitenizdeki dosyalara gelen talebi bir “hit” kabul eden “Internet ulaşımı”, medya takip şirketleri tarafından hesaplanan “reklam eşdeğeri”, konu hakkında daha fazla bilgi almak için gelen taleplerin ölçüldüğü “taleplerin değerlendirilmesi”, toplumun her bir üyesine ulaşma maliyetini ifade eden “kişi başına düşen maliyet”, bir etkinliğe katılım sayısı üzerinden değerlendirme yapma şansı veren “katılım” ve eldeki verileri analiz ederek beklentilere uygun verilerle çalışma imkanı sağlayan “sistematik ölçüm” gibi çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Okurken tek nefeste okuyamadığım bu paragrafın sonucu PR başarısı kabul ediliyor.
Bana göre bütün bu yöntemler kesinlikle yanıltıcı sonuçlar veriyor.



